ÖYKÜ : SARI BARET | Hülya Tamzok

Spread the love
KABİR
Ahmet Öktem Arıç

“Su geliyor” diye bağırdı arkadaşı. On dakika içinde tazyiklenen su, boğazını geçmişti Murat’ın. Nefes almakta güçlük çekiyordu. “Yardım edin” diye bağırıyor, kimseden bir ses duyamıyordu. Annesi geçti aklından, sonra iki kızının adı: Lorin, Mavi. Arkadaşı, karşı tarafta, gün ışığı gören yüksekçe bir taşın üzerine atabilmişti kendini. Murat o tarafa gitmeyi denedi ama balçıktan hareket edemiyordu. Başı bir suyun yüzüne çıkıyor bir kayboluyordu. “Yardım edin” diye bağırdıcan havliyle yeniden. Sesi, sessizlikte yankılandı, duvarlara çarptı, sonra suya döküldü. Su yayıla yayıla geliyordu.  

***

Kurtarma ekipleri geldi. Taşın üzerindeki arkadaşı kurtulmuştu. Saatlerce suyu boşaltmaya çalıştılar. Ocağın girişinin metrelerce uzağında, yüzüstü yatakalmış Murat’ı buldular. Bareti kendisinden biraz uzağa gitmişti. Bedeni patlayacak gibiydi. Gözleri açıktı. Çocuklarının adını andığı ağzı sımsıkı kapanmıştı. Özenerek taradığı saçları, şekillendirdiği bıyıkları çamur içindeydi. Ocağın önünde bekleyen annesi ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Annelerinin koluna girmiş oğulları bir yandan annelerini teselli etmeye çalışıyor, bir yandan içeriden çıkacak olan kurtarma ekiplerinden gelecek haberi bekliyorlardı.

***

Adalet yerini bulsun diye mahkemeye başvurdular. Avukat tutamadıklarından kendilerini savunmak istediler. İlk duruşmadaannesi, elinde tuttuğu sarı bareti eteklerine bırakıp yumruğunu dizine vurarak, “Hâkim Bey, kaçak maden ocağında, oğlum pisipisine öldü. Ekmeğinin peşindeydi, çocuklarını okutuyordu,daha otuzuna yeni değmişti” deyince, hâkim sesini yükselterek“Karşımda dövünüp durma kadın, rahat dur” dedi. Annesi kaskatı kesilen ellerini dizine indirdi. Duruşma bitene kadar da öylece kaldı, kıpırdamadan, bir çift laf etmeden, edemeden. 

***

Ertesi gün, oğlunun mezarına gitti. Ağıttı yaktığı: 

– Aç gözlerini Muraaat, 

– Ben geldim, annen, Muraat, 

– Hiç yaşamadın sen Murat, 

– Murat, boynu bükük büyüdün Murat, 

– Uyy Murat, Murat, özlemişim seni, o güzel yüzünü, boyunu, bosunu, kara gözlerini Muraaat,

-Nasıl da tarardın o gür saçlarını Muraaat, 

– Karlı dağlarda goncaydın sen Muraaat,

– Murat, baharın açmadığı çiçektin sen Murat, 

– İçimdeki türküler kesildi Muraaat. 

-Yavrularına ben bakarım Murat, ışıklar içinde uyu oğlumdiyerek yanında getirdiği bareti toprağa gömdü annesi. Mezarın baş tarafını, oğlunun saçlarını tarar gibi okşadı. Ağacın dibindeki kirli, beyaz bidonla başına, ayaklarına su döktü. Büyük oğlunun koluna girerek gözü arkada ayrıldı. İki büklümdü, belini doğrultamıyordu.

Üzerinde gençlik kokusuyla, hayalleriyle gitti Murat.Annesinin sesi çınlıyordu mezarlıkta hâlâ:

Ses ver sesime kara toprak,

Benim kuzum burda mıdır?

Hiçbir haber alamadım,

Yoksa başı darda mıdır?

Fotoğraflar – Ahmet Öktem Arıç

Bugün bize sıradan gelen kaçak ocaklar diğerleri için çok yabancılar. Bu yabancılığı kırmak için fotoğrafı seçtim. Fotoğraflarım yaşananların unutulmamasına karşı, ölümlerin son bulması için bir direniş . Kafamdaki kaygılarım, düşüncelerim, sorularımla çektiğim fotoğraflarda hep olan, yaşanan şeyleri anlatmaya çalıştım. Zaten fotoğraf diğer sanat dallarından kanıt değeri taşımasından dolayı ayrışmıyor mu ? Stevan Rictic, ülkemizde kendisiyle yapılan bir söyleyişide “Belgelenmemiş bir iş yapılmamış demektir.” diyordu. Haklıydı. İbrahim Akyürek’in ifadesiyle ; sanat uğraşı içinde olanlar, toplumsal ilişkilerden başkalarına göre daha çok etkilendiği için sanata sarılırlar. Başkalarına zarar vermemek için içlerindeki enerjiyi sanatla yoğururlar. “Her sanat yapıtı işlenmemiş bir suçtur” sözü, Aziz Nesin’in “Ben bu kitapları yazmasaydım iki üç kişiyi öldürürdüm” sözünü desteklercesine sanatla girilen ilişkinin nedenlerinden birini açıklar. 

Ahmet Öktem Arıç

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *